11 Aralık 2010 Cumartesi

ÇOK MUTLUYUM

İstanbul'da bugün kar var. Her taraf bembeyaz ve çok soğuk. Önceki yıllara göre gerçi biraz geç geldi ama tam geldi. Bir gün önce 20 derecelere varan sıcaklık bir gün sonra 15-16 derece düştü. Hissedilir bir soğukluk oldu. Çok yoğun poyrazda cabası. O kadar kuvvetliki bahçemdeki tüm ağaçlar yatıp kalkıyor. Neredeyse kırılacak gibi. En şiddetli kışa,  İstanbul aslında 3 gün sonra giriyor. Buda yaklaşık 60 gün sürüyor. Yani şubat ayının ondördü gibi 60 gün bitiyor ve en şiddetli denilen kış bitiyor. Ondan sonra kar yağsa bile yerkabuğu ısınmaya başladığından pek hükmü kalmıyor. Gerçi büyüklerimizin "Mart kapıdan baktırır kazma kürek yaktırır." sözüde var ama dediğim gibi bu 60 gün geçtimi artık kıştan korkmuyorum.
Artık 46 yaşından gün almaya başladım biliyormusunuz. Şairin dediği gibi yolun yarısını tamamladım. İnşaallah diğer yarısınıda yine sevdiklerimle beraber sağlıklı ve mutlu bir şekilde tamamlarım.

Geçen hafta çocuklarımla birlikte sıla i rahim yaptık. Önce İzmit Yuvacığa anne ve babamın yanına gittik.
Orada bir gece kaldıktan sonra Bursa Orhangaziye geçtik.

 Orhangazide de bir gece kaldıktan sonra evimize geldik. Çok güzel neşeli günler geçirdim. Herkes iyiydi bizleri görünce çok mutlu oldular çok çok dua ettiler. Bizde mutlu olduk.



Sevgi ve saygılarımla

23 Kasım 2010 Salı

ÖĞRETMENLER GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN

Not :  Damla'dayayınlanan bu şiiri Öğretmenler Günü dolayısıyla yayınlıyoruz.
KIRMIZI KURDELE

Öğretmenimiz


göğsümüze kırmızı kurdele taktı.


Kurdele, sihirliydi,


kafamızdaki meşaleyi yaktı.


Kafamız aydınlanır, içimiz ısınırken


Öğretmenimiz başımızı okşayıp


bizi öpünce birden


Az kalsın uçacaktık sevincimizden.


Kurdele göründü annemize babamıza


Onlar da şükretti Ulu Tanrımıza.
Kurdele haber verdi ninemize dedemize


Onlar da selam gönderdi öğretmenimize.


Kurdele selamı götürmek


için uzaya baktı.


Teşekkür yerine,


yıldızlardan taç yapıp


öğretmenimize taktı.

Sabahattin - Fatmanur Gencal, 12. 01. 2004
 
DAMLA

7 Kasım 2010 Pazar

OĞLUM HAZIRLADI BEN YEDİM

Bugün bahardan kalma bir gün vardı. Ailecek bahçemizdeydik. Bir ara hamsi satan bir araba kapıya geldi.Eşimde hamsiler çok taze olduğu için 2 kg satın aldı. Hamsileri bahçedeki çeşmede temizledi. Oğlum annesine "anne ben bahçede kendim ğişirip kendim yiyeceğim. Benim hamsilerimin orta kılçığını çıkart bana ver" dedi hanımda dediğini yaptı ve bir miktar hamsinin kılçığını alıp oğluma verdi.
Oğlum hemen tenekenin içerisinde tahta parçaları ile ateş yaktı. Yuvarlak tel ızgarayı önce temizledi sonra bir soğanı ortadan ikiye kesip tel ızgaranın üzerine bastırarak sürdü ardından hamsileri dizdi ve közlenen tenekenin üzerinde kızartmaya başladı. Ben hiç ses çıkartmadan kendisini izliyorum. Oğlumda beni sessiz görünce daha bir iştahlı yaptığı işi bitirmeye çalışıyor.
Oğlum koşarak bahçedeki daha körpe olan rokaların biraz iri olanlarını koparmaya başladı.
Ardından bir bütün ekmeği önce ikiye ayırdı sonra eliyle ortadan ikiye böldü. "Baba ekmeği tutarmısın"deyip elime verdi. Hemen dilimlediği soğanları birinci kat yaptı. Sonra toplayıp yıkadığı rokaları ikinci kat yaptı. Hamsileri sıcak sıcak rokaların üzerine koydu,sonra tekrar roka koyup elinde bir yarım limon hamsilerin üzerine sıkmaya başladı.
Ekmeğimi kapatıp "afiyet olsun babacığım" dedi.
bende kendisine teşekkür edip afiyetle yemeğe başladım.
Ekmeğin diğer yarısınıda aynı şekilde kendisine hazırlayıp büyük meşe ağacının altında oturdu iştahlı bir şekilde yemeğe başladı. Çok büyük bir onur duydum oğlum hazırlamıştı ben yemiştim. Hemde o kadar lezzetli idiki anlatamam.
Sevgi ve saygılarımla

26 Ekim 2010 Salı

ABİLERİMLE BULUŞTUM

 Evet "bahçemdeki herşey" isimli bloğumu çok ihmal ettim. Haklısınız. Nedense elim klavyeye ulaşmıyor. Yazamıyorum. Bu durum çok sevgili blog arkadaşlarımın,  kardeşimin ve abilerimin de dikkatini çekti. Her fırsatta bana "Ne oldu neden yazmıyorsun,  neden bahçenle ilgili resimler yayınlamıyorsun " diye sorular soruyorlar.  Bir cevap veremiyorum.  Nasıl verileceğinide bilmiyorum. Küçük dayım  Selahattin Gencal'ın oğlu Sami abim "Fuat bari yazmıyorsun hiç olmazsa resimler  çek bahçenin, hayvanlarının son  hallerini  görelim" diye ısrar edince,  kendisine "Abicim çok üzgünüm yaklaşık 2 aydır Reis kayıp o nedenle canım hiç istemiyor. Ne  yazmak, ne resim çekmek istemiyorum elim varmıyor"
Evet yanlış okumadınız köpeğimiz Reis kayboldu,  bundan yaklaşık iki ay önceydi havalansın ihtiyaçlarını gidersin diye zincirinden saldığımız Reis bahçenin dışına çıktı ve bir daha gelmedi. Önceleri gelir sandık,  havalar çok sıcaktı hayvanlar kızana gelmişti,  kızan zamanı geçince gelir dedik ama bugüne kadar ne gelen var ne giden.  Gelmemesinden biraz da kendimi şuçluyorum. Çünkü,  zannedersem  Reis de sıcaklardan çok bunalmıştı sürekli zincirini koparıp bahçede serbest dolaşmak istiyordu. Bende  bu durumdan korkuyordum.  Komşularımın çocuklarına zarar verir endişesini taşıyordum. Reisde sürekli zincir koparınca "yeter artık bıktım senden" diyerek ona çok bağırdım. O günün akşamı  gezmesi için saldım,  oda bir fırsatını buldu bahçenin dışına çıkıp çekip gitti bir dahada  gelmedi.  Bu  nedenle çok üzgünüm gitmesine ben sebeb oldum. Reis gelmeden hiç bi şey yazmıyacaktım. Ama Sami abimin ricasını kırmayarak bu yazıyı yazmaya başladım.
Sami abim,  büyük dayımın oğlu Atilla abimide arayarak bizi tepeüstünde bir pideciye götürdü. Bizlere pide ısmarladı,  çok güzeldi ayranla beraber çok güzel yedik içtik. Güzel bir gün geçirdim. Abilerimle gerçekten çok güzel anlaşıyorum. Dayı hala çocukları olmamıza rağmen onları gerçek abi gibi seviyorum. Onlarda sağolsunlar bana abisizlik nedir  hiç anlaştırmadılar,  bana gerçek bir ağabeylik yapıyorlar. Onları çok seviyorum.

Sevgi ve saygılarımla.

17 Ağustos 2010 Salı

İSTANBUL YANIYORMUŞ


İSTANBUL YANIYORMUŞ
Bu akşam iftar için kardeşime davetliydim.  Kardeşimin Dudulludaki evlerine iftara gittim. İnanın yandım. Çok sıcak piştik evde oturamaz duruma gelince erkenden kalkmak zorunda kaldık.
Havalar son iki haftadır çok sıcak gidiyor. Bahçeme bile ya sabah çok erken iniyorum ya da iftara yakın. Yoksa bahçede bile durulmuyor. Gerçi biz sıcaklardan fazla bunalmıyorduk. Sürekli bir esinti olması insanı rahatlatıyordu. Fakat güneşten kendimizi çok koruyoruz. Ve çok güneşe çıkmıyoruz.

Ramazan ayımızda çok güzel geçiyor öyle fazla susamıyorum. Kardeşim iftara davet edince bugün akşam ahırlarını yaptıktan sonra eşim, çocuklar ve kayınvalidemle Dudulluya kardeşimin evine gittik. Gelinim Neslihan sağolsun çok özenerek mükemmel bir sofra hazırlamıştı. Çok güzel yedik içtik ama ev öyle sıcaktıki pervaneler bile bana yeterli olmadı. Hatta bir ara kaynanam "hadi hemen gidelim fenalık geçiriyorum" dedi. Eşim  annesinin başına soğuk su dökerek biraz rahatlattı. Fakat bende artık dayanamaz duruma gelince erkenden kalkmak zorunda kaldım. Eve gelince bahçemde ağacımın altında en az iki saat oturduktan sonra biraz rahatladım ve eve çıktım. İstanbul gerçekten yanıyormuş Mevlam dışarda, güneşin altında çalışanlara yardım etsin.
Sevgi ve saygılarımla 

3 Ağustos 2010 Salı

ARI VIZ VIZ


ARI VIZ VIZ
Dün ikindi çayımı balkonda içmek istedim. Bugün yemek bloğumda yayınlayacağım çokoprens kurabiyelerimin tadını test ederek. Eşimle birlikte hem Yaman Beyden bahsediyorduk, hemde çayımızı yudumluyorduk. Bir ara eşim."Yamanı az daha Ülviye ablamın oğlu Murat öldürecekti" dedi. Nasıl dedim nasıl öldürecekti? "Yaman bey çok fazla öttüğü için Murat sesinden rahatsız olmuş. Onun için  önce Mısır çarşısında horozun sesini kesmek için ne yapmak gerekiyor diye araştırmış ama kime sorduysa  Herkes  horozun sesini kesemeyiz demişler o da çare olarak az daha tüfekle kafasından vurup öldürecekti" Şaşırdım ne demek horozun sesini kesmek! Ne biçim çocuk bu ya!
Yaman Bey gece 2-2,5 gibi ötmeye başlar "haydi kalkın teheccüd namazlarınızı kılın" der. Ardından sabah namazı girdiğinde yine"haydi sabah namazına"diye ötmeye başlar harici bir zamanda ya da şöyle diyeyim vakitsiz bir zamanda öttüğünü hiç duymadım. Eşim"Ülviye ablada aslında Yamanı çok sevdi senden hep onda kalmasını isteyecekti ama Murat "uyuyamıyorum işe geç kalıyorum" diye bağırıp çağırmasından rahatsız oldu ve  istemeyerek de olsa Yamanı geri verdi"

Arı vız vız diye başlık attım.Ama yine Yaman Beyden bahsediyorum. Demek dünki olay bizi çok etkiledi. Çok korktum çok. Hatta babam kendi bloğunda "SON DAKİKA HABERLERİ" olarak yayın yapmayı   bile  düşünmüş. Kardeşim hemen aradı "üzülmememi, kendimi yormamamı" söyledi.
Çayımı yudumlarken arkamdan vız vız diye sesler duymaya başladım. Önce sinek mi? nedir bu dedim. Ama vız vızların biraz sert ve çok geldiğini gördüm. Hemen inceleme yapmaya başladım.  Birde ne göreyim: Babamların İzmit'e giderken bizde bıraktıkları mutfak dolabının bizimde balkona koyup içerisine fazlalıkları koyduğumuz dolabın kapak kısmında arılar yuva yapmışlar petek oluşturmuşlar. Aklıma hemen annemin " Oğlum neden arı bakmıyorsun? Senin orası çok müsait orman hep kestane ve ıhlamur ağacı dolu çok şahane arı olur" sözü geldi işte arılar kendileri gelmişti. Arı vız vız derkende kardeşimin yazısını düşünerek bu başlığı attım. Negüzel bir arıdan tüm ailemle bir araya geldim. Hepsini andım. Hepsini çok seviyorum.
(Arılar yaban arısı olduğu için hiç bir şey yapmadım dolabın kapağını yine kapadım. Kışın açmak üzere arıları yuvalarında rahat bıraktım.)
Sevgi ve saygılarımla.

2 Ağustos 2010 Pazartesi

YAMAN BEYİ KAYBEDİYORDUM


YAMAN BEYİ KAYBEDİYORDUM
Yaman bey kimdir? Diye geçti içinizden biliyorum. Yaman Bey benim üzerinde tam 7-8 yıl çalıştığım ve üstünde en az 7 ayrı ırk olan damızlık horozum. Bugün tam olarak 3 yaşında. Az daha bugün Yaman Beyi kaybediyordum.

7 ayrı ırk demek: Farklı 7 cins tavuğun tüm özelliklerini üzerinde taşıyor demek. Hatırlarsanız, Karakızım bana süpriz yapmıştı. Ormanda yumurtlamış civcivlerini çıkartıp eve getirmişti. İşte o civcivler tek babadan ve aynı annenin yumurtalarından  çıkmıştı. Ama rengarenkti civcivlerin içerisinde her cins civciv vardı.

Bundan yaklaşık iki ay önce Ülviye ablam" kuluçka yatıracağını ve Yaman Beyin yavrularının olmasını istediği için belli bir süre kendisine vermemi " istedi. Ben kuluçkalarımı yatırmıştım. Bütün kuluçkalar çıktığında epeyi civciv çıkacaktı. Dahada kuluçka yatırmayacağım için  Yaman Beyi ablama verdim. Ablamda yaklaşık 2 ay gibi bir süre kalan Yaman Bey, ablamın boxer ve sosis cinsi köpeklerine alışmış artık köpeklerden kaçmaz olmuştu. Orada görevini tamalayan Yaman Beyi (Ablam toplam 2 kuluçka tavuk yatırdı ve yaklaşık 30 civciv çıkarttı.) dün eve getirdim.

Bu sabah  çok sıcak ama puslu bir hava hakimdi. Oğlumla bu sene ektiğimiz fidanları sularken tavuklarıda açtık havalansınlar gezsinler diye. Tüm tavuklar civcivler dışarıda iken bizde oğlumla fidanları suluyorduk. Hortumun uzanmadığı yerleride 10 kiloluk büyük şaşal bidonları ile sulamaya başladık. Ben taşa oturdum hortumla şaşalları dolduruyorum. Oğlum dolan şaşalları fidanların dibine döküp geliyor yeni bidonu alıyor. Bir ara öyle hızlı olmaya başladık ki bidon dolmadan oğlum boşaltıp yanıma gelmeye başladı. İşte ne oldu ise o sırada oldu Köpeğimiz Reis zincirini koparmış ve hızla yanımıza gelmişti onu gören tavuk ve civcivler çil yavrusu gibi etrafa dağılmışlardı.

Fakat Yaman Beyde en ufak bir tedirginlik yoktu ve hala yerde yem topluyordu.

Reis Yaman Beye doğru hamle yaptı ve ben yakaladı zannettim. Yaman büyük bir bağırtıyla kaçmaya başladı. Reis peşinde bende hemen ayağa kalktım ve Reis'e durması için bağırıyorum. Ama ne çare ki hayvanın gözü dönmüş nasıl yakalarım diye deli gibi koşuyor. Oğlum koşarak Reisin önünde durdu bu sefer Reis yön değiştirdi  ve tavukların peşinden koşmaya başladı. Çok heyecanlandım. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı. Aklıma hemen rahmetli İsmet amcam geldi. İsmet amcam  kangal köpeği zincirinden boşalınca insanlara zarar vermesin diye peşinden koşmuş fakat kalbi fazla heyecana dayanamamış kalp krizi geçirerek bu hayata veda etmişti. Sakin olmaya çalıştım. Olsun yakalarsa yakalasın dedim. Ve koşmadım. Ama içim içimi yiyordum. Yakalarsa ben bir şey yapamıyorum diye. Oğlum sağolsun kıvrak hareketleri ile Reisi yakaladı ve bağladı.

Çok heyecanlı bir gün yaşadım Ben çok korktum. Yaman Bey çok korktu korkudan uzun süre ortaya çıkamadı. Oğlum çalıların arasında bulup kapıya getirdi.

Yaman Bey korkuyla yanıma geldi ve"tehlike geçtimi?" diye sorar gibi idi.

Diğer tavuk ve civcivler gayet rahat hayatlarına devam ediyorlardı. İnşaallah Yamanda bu korkuyu atlatacak.

Sevgi ve saygılarımla.

29 Temmuz 2010 Perşembe

KUZULAR ÇOK HEYECANLILAR


KUZULAR ÇOK HEYECANLILAR
6 Ağustos yaklaştıkça kızım Fatmanur, oğlum Sabahattin'in heyecanları artmaya başladı. Girdikleri SBS sınav sonuçları o tarihte belli olacak. Sınava ilk girdiklerinde fazla heyecenlarını belli etmiyorlardı. Televizyondan ve internetten, çözdükleri soruların cevaplarını  hesapladılar ve her ikisi de 400 yakın bir puan bekliyorlar.
Sınav sonuçlarının açıklanacağı gün yaklaşırken her ikisinin de kendine güvenleri sanki biraz azaldı. Puanlarında da düşüş var gibi. Başbaşa kaldıklarında hiç okuldan sınavdan konuşmayan kuzular bakıyorum "SBS'den kaç puan alırız?""Acaba sen mi?  yüksek alırsın ben mi?" gibi konuşmalar heyecanlarının doruk noktasına çıktığını gösteriyor.
Aslında çocuklarımızın bu gibi sınavlarla streslerinin yükselmesi hiç hoşuma gitmiyor. Bence çocukların meslek seçimlerinde kabiliyetlerinin ön plana alınarak öyle seçim ya da sınav edilmeleri gerekir.

Sevgi ve saygılarımla.

27 Temmuz 2010 Salı

ACI BİBERLİ SOS


ACI BİBERLİ SOS
Son iki gündür yağan yağmurlarla turşuluk, sosluk  biberlerimiz iyice irileşti. Eşim biberleri, ben domateslerin kızaranlarını, kızımda maydanozları topladı sonra eve çıktık.


Önce domateslerin kabuklarını soyduk
Robotta çekmek için domatesleri  biraz doğradık
Robata çekip iyice parçaladık.


Bir bardak hakiki zeytinyağı. Gerçekten çok hakiki kaynanamın Bursa Orhangazide yetiştirdiği zeytin ağaçlarından topladığı zeytinlerin küçüklerinden yaptığı ve hersene gönderdiği zeytinyağı (Bende sağlık için her sabah aç karnına bir çay kaşığı içiyorum)
Büyükçe bir tencereye önce bir çay bardağı zeytinyağını ardından robota çekilmiş domatesleri koyuyoruz.

Maydanozları temizledik

Bir büyük baş sarmısağı soyup kabuklarında çıkardık.

Hepsini robottan geçirdik.Çok ince incede doğrayabilirdik ama robottan geçirmek daha kolay geldi.

Robottan çekilen maydanoz ve sarmısakları büyük tencereye domateslerin üzerine koyalım. 2 yemek kaşığı kalın tuz (kayatuzu), 1/2 çaybardağı  kendi bahçemizden yaptığımız elma sirkesi koyup tencereyi ateşin üzerine koyalım. Aslında biz bu işlemi bahçemizde yaktığımız ateşin üzerinde yapıyorduk ama bugün hava çok rüzgarlı ve kapalı heran yağış gelebilir.

Domatesli, maydanozlu,sarmısaklı sos kaynamaya başladığında saplarından temizlenmiş yıkanmış biberlerimizi tencereye koyalım. Yaklaşık 15-20 dakika hepsini birlikte karıştıralım.

Önceden hazırladığımız kavanozlara sıcak sıcak doldurup ağızlarını sıkıca kapatıp kavanozları ters çevirelim.

Kapağı kapanan kavanozları bir örtü üzerine ters çevirelim. Ve hertarafını saralım. Kavanozlar soğuyana kadar (yaklaşık birgün) hiç dokunmayalım. Soğuduğunda kapakların içe batdığında işlem tamamdır.Kavanozlar tutmuştur. Kışın yemek üzere kilere kaldıralım.

Kış yaklaşıyor. Kahvaltı masalarında, kuru fasulye,nohut pilav ikililerinde acı biberli sos müthiş yakışıyor. Çok lezzetli herkese tavsiye ederim.

Sevgi ve saygılarımla



 
 


Related Posts with Thumbnails