14 Temmuz 2012 Cumartesi

ELVEDA KIVIRCIK... HOŞGELDİN SÜMBÜL


ELVEDA KIVIRCIK... HOŞGELDİN SÜMBÜL

Elveda demek ne kadar zordur bilemezsiniz. Evet kıvırcığımıza elveda dedik. Artık bizimle birlikte yaşamıyor. Başka yerlerde başka kişilerle birlikte yaşıyor.
Uzun zamandır sizlerden uzaktayım biliyorum. Nedense yazamadım. Bahçemle ilgili hiçbir şeyi paylaşamadım. Bilmiyorum neden tembellik ettiğimi. Aslında yazacak çok şeylerim var. Sizlerle paylaşacak çok yazılarım olacak ama neden bilmiyorum. Havaların sıcaklığımıdır, yoksa kıvırcığın verdiği buruklukmudur. yazamadım. Hepinizden özür diliyor ve neden elveda kıvırcık, hoşgeldin sümbül yazıma devam ediyorum.
Sizlerde biliyorsunuz kıvırcık tam 15 aylık olmuştu. Çok büyümüş ve şımarmaya başlamıştı. Artık hanım hizmetini yaparken elinde bir çubuk ile yanına girer olmuştu. Oyun oynamak maksadıyla hanıma kafa atmaya çalışıyor, zıplıyor, tekme savuruyordu. Kısaca artık bakıma zor olmaya başlamıştı. Geceleride rahat durmuyor duvarlara, bamfilara(bamfi=ineklerin yem yediği yer) kafa atıyor, ön ayakları ile bamfiya çıkıyor acayip ses yapıyordu. Zaten panik atak olan ben en ufak bir seste rahatsız olmaya başlıyordum.
Bir arkadaşım kıvırcıktan kendi arkadaşına bahsetmişti oda merak edip gelip görmek istedi. Bir hafta sonu gelip gördüler ve çok beğendiler. Şilede bulunan çiftliklerine damızlık olarak almak istediklerini söylediler. Önce olmaz deyip kabul etmedim. Kıvırcıktan bu şekilde ayrılamazdım. Kurban etmek onu cennete göndermek istedim fakat kurban için yaşı tutmuyor 3 ay la kaybediyordu. Hanım diğer kurbana kadar da bakılamayacağını, zapt etmenin çok güç olacağını söyleyip bu gelenlere vermemizi istedi. Bende gelen kişileri arayıp fiyatta anlaşırsak gelip alabileceklerini söyledim.
Bir hafta geçmediki beni aradılar ve cuma günü gelip kıvırcığı alacaklarını söylediler. Cuma sabahı ahıra indim son kez ana ve oğulun resimlerini çektim. Kıvırcık herşeyi anlamış olacakki bana çok garip bir şekilde baktı. Ve o bakışın altında" yapma beni anamdan ayırma" der gibiydi. Kamyonet gelene kadar anasıyla koklaştı, anasını yaladı. Gideceğini anlamış gibi annesine veda ediyordu.
Arkadaşım ve üç kişi daha geldiler. Kıvırcığı ahır dan çıkarmak ne mümkün gelen herkese saldırıyor. Gitmek istemiyordu. Hanımla birlikte yanına girdik biraz sakinleştirmeye çalıştık. Gelen kişileri ahır dışına çıkardık. Kıvırcığın gözlerini siyah bir örtü ile bağlayıp görmemesini sağladıktan sonra yanında bizde bulunarak zincirlerinden çözdük seve okşaya kamyonete bindirdik. Tabi ben biraz sulugöz olduğumdan başladım ağlamaya. Alan kişi Şile Karakiraz köyünde oturan Süleyman isminde bir arkadaştı giderken adreslerini verdi ne zaman isterseniz buyurun kıvırcığınızı görün dedi. Bende tamam dedim mutlaka geleceğim dedim ve onları uğurladım. Kıvırcık sanki askere gitmişti öyle hüzünlendimki bir müddet ahıra giremedim.
Kıvırcığın anneside çok etkilendi sürekli oğlunun bağlı olduğu demirleri, zincirleri kokluyor sanki oğlunu kokusunu arıyordu. Hanım bu durumu görünce hemen bahçegülü kıvıcığın yerine bağladı. Kıvırcığın kız kardeşlerini de bahçegülün yerine bağladı.Fakat inanmazsının bahçegülün sol gözünden yaşlar akmaya başlamıştı sıcakların etkisi ve sineklerin rahatsızlık vermeleri dolayısı ile bahçegülün gözü neredeyse kör olma noktasına gelmişti. Veterinerden aldığımız göz damlasını kullanarak gözünü iyileştirdik.
Kıvırcık gideli bir hafta olmuştu. Cumartesi günü hanım ve çocuklar arabaya atladığımız gibi Şile Karakiraz köyüne gittik. Yanımızda fotoğraf makineside vardı kızım ve oğlum resimlerini çekeceklerdi.Fakat benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kıvırcığın adını değiştirmişler Rüzgar koymuşlardı. Rüzgar bey bizleri tanımamazlıktan geldi. Sanki yabancı kişilermişiz gibi yemeğini yemeye devam etti. Hani yanına girdiğimde kafasını uzatıp kaşı beni diyen kıvırcık bir haftada unutmuştu yada öyle görünmek istiyordu.Sadece hanım "oğlum unuttunmu beni" deyince biraz baktı kafasını uzattı. Fakat bizlere hiç bakmıyordu sanki küsmüştü benimle ve çocuklarla hiç ilgilenmedi. Bende Şile çekilen hiçbir resmi paşlaşmayacağım.

Süleyman beyin ahırlarını gezerken bir inek hanımın çok dikkatini çekti. Bende baktım gerçekten çok güzel uysal bir ineğe benziyordu. Ne yapalım dedik alalımmı almayalımmı derken alalım daha ağır bastı ve Süleyman beyle görüştük anlaştık. Adı Sümbül olan ineğimiz bugün ahırımıza girdi. Çok kalabalık bir ortamdan çok sessiz bir ortama girince biraz şaşırdı ama inşaallah alışacak.
Sümbülümüz hayırlı ve bereketli olur inşaallah

Sevgi ve saygılarımla......

2 Şubat 2012 Perşembe

KIVIRCIĞIN KARDEŞİ OLDU

KIVIRCIĞIN KARDEŞİ OLDU
Yaklaşık on gündür süren kar nedeniyle evden dışarı pek çıkamadım. Çok güzel kar yağdı. Aslında ben bu kadar yağmasını beklemiyordum. Çünkü bahçemdeki ayva ağaçlarından tek tük ayva almıştım. Hemen hemen herkesede söylemiştim;" Kış biraz uzun sürecek ama kar fazla yağmayacak" diye. Ülviye ablamda neden diye sorduğunda ise ayva ağaçlarını göstermiştim. "Bak hiç ayva varmı?" diye söylemiştim. Oda bana;"Fuat senin bahçende yok ama benim ayva ağaçlarımda çok ayva var. Geçen seneye göre çok oldu" dedi. Bende o zaman senin bahçene çok kar yağacak demiştim.

Gerçektende çok kar yağdı. Hemen hemen bir metre kar yığıldı bahçemize.Olsun kar berekettir. İnşaallah bu sene bolluk ve bereket içerisinde geçecek.
Başlıkta da belirttiğim gibi bu arada da bizim Kıvırcık abi oldu. İneğimiz Bahçegül beş gün önce doğum yaptı. Çok kolay bir doğum oldu. Kendi kendine doğurdu biz hiç yardım etmedik. Kıvırcığın doğumu ile karşılaştırırsak bu doğum çok kolay olmuştu.
Doğumdan sonra bende biraz hayal kırıklığı oldu. Neden diye sorarsanız hemen anlatıyorum.
Bahçegül'e yük verirken veterinerimiz sormuştu "nasıl bir ırk verelim" diye. Bizde "Bahçegül iki doğumunda da erkek buzağı yapmıştı bu üçüncü yavrusu olacaktı kesin dişi yapar diye jersey ırkı aşısı verelim" demiştik.Jerseylerin sütü çok yağlı olduğu için böyle olmasını istemiştik. Veterinerimizde bizim dediğimiz aşıyı vermişti. Bahçegül dörkbuçuk aylık yüklü iken danası karnında oynamaya başladı. Danasını hisseden Bahçegül hemen sütünü kesti bir daha kendisini sağdırmadı. Sağılmadığı içinde çok beslendi, çok büyük karnı oldu. Doğum yaklaşmaya başladığı zamanda da beni bir korku aldı. Nasıl doğuracaktı. Nasıl yardım yapacaktık. İnşaallah erkek yapmaz diye de dua ediyordum. Ben hep dişi yapacak diye herkese söylüyordum. İzmit'te annem hayır erkek yapacak diyordu. Orhangazi'de kaynanam erkek yapacak diyordu. Ülviye ablam ve eşimde bahçegüle bakarak erkek diyorlardı.Çünkü karnı çok büyüktü o nedenle erkek diyorlardı. Eşim jersey aşısı olduğunu bildiği içinde jerseyler bu kadar büyük olmaz o nedenle bu kesinlikle erkek diyordu. Hatta rüyalarıma bile girmişti. Rüyamda iki tane dişi yapmıştı. Yani ikiz doğurmuştu. Büyük sabırsızlıkla bekliyordum.
Bahçegül doğum zamanını geçmeye yukarı vurmaya başlayınca(Genellikle aşı verildiği tarihten dukuz ay sonra hayvanın günü tamamlanıyor üç yada beş gün aşağı yukarı vurabiliyor. Aşağı vurduğunda yada aynı tarihinde doğduğunda genellikle dişi oluyor. Yukarı vurduğunda ise genellikle erkek oluyor) yine herkes erkek doğuracak dedi. Ben ise hala dişi olacak hemde iki tane olacak diyordum. Çünkü aşırı büyük karnı vardı. Kıvırcığı doğuracağı zaman bile böyle karnı yoktu.
Doğacağı tarih iki gün geçmişti. Eşime Bahçegülün durumunu sorduğumda bana hep;"boşuna bekleme hiç bir nişanı yok dahaden doğurmaz" diyordu. Bende "Peki yemesi nasıl iştahlı yiyormu" diye sorduğumda "sanki biraz nazlı yiyor ama yinede doğurmaz" demişti. Bende eşime inandım çünkü onun bilgisi benden daha fazlaydı. Küçüklüğünden beri bu işlerle uğraşıyordu. Elinde nice inekler doğmuştu. Nice ineklere ebelik yapmıştı.
Ahır evimizin altında olduğu için aşağıda olan sesler yukarıya geliyordu. Patırdılar gelince acaba çözüldülermi diye aşağıya inmek istedim. Dışarıda öyle kar vardıki merdivenlerden çok dikkatli inmem gerekiyordu.

Düşmemek, kaymamak için çok dikkat ediyordum. Evde kimse olmadığı için ben inmek zorunda kalıyordum. Eşimi komşular çağırmıştı. Komşumun ineği doğuruyordu. Ham düve olduğu için yardımsız doğuramıyordu. Eşim o nedenle yardıma gitmişti. Çocuklarda peşinden gitmişlerdi. Neyse çok ayrıntıya girerek yazıyı fazla uzattım. Şimdi sayın okuyucularım, kıymetli arkadaşlarım çok uzun yazı oldu diye okumayabilirler. Sizleri fazlada sıkmamak için biraz kısa keseyim.

Aşağıya indiğimde Bahçegül yatıyordu. Kıvırcık anasının yanında onu rahatsız ediyordu. Tekme atıyor zıplıyor, oyun oynamak istiyordu. Fakat Bahçegülün oyun oynamaya dermanı yok gibi idi çok ağırlaşmıştı. Kıvırcıkta onu rahatsız ediyordu. Sonra baktım ki Kıvırcığın yanında doğuramayacak zorla Bahçegülü kaldırdım. Bağını çözerek oğlunun yanından uzaklaştırdım. Bahçegül ile oğlu ahırda böldüğümüz küçük bir bölmede kalıyorlardı. İki tane oldukları için üşümesinler diye ahırı bölmüştük. Şimdi bahçe gülü bölmenin diğer tarafına almıştım. Rahat bir doğum yapsın, istediği yere yatsın diye böyle bir işlem yapmıştım. Bağından çözüp diğer tarafa götürürken  kadar yavaş yürüyorduki ben doğuracağını anladım. Altını çok güzel serdim  yumuşak bir yatak hazırladım.
İlk kez anasından ayrılan Kıvırcık bağırmaya başladı. Korku ve özlem dolu bir bağırış yapıyordu. Çünkü ilk defa annesi yanında yoktu. Doğduğundan beri yani on bir aydır hep annesi ile beraberdi. Annesi onun herşeyi idi. Onunla oynardı, onunla zıplar,onunlar yer, içerdi bir anda annesini göremeyince öyle bir zıplamaya, tepinmeye başladıki bağını koparacak zannettim. Baktıki bağ kopmuyor başladı bağırmaya. Ne kadar sus da desem  önüne sevdiği yemleride atsam yemiyor kafasını bana uzatarak;"Annemi istiyorum nereye götürdünse çabuk getir"diyordu. Bende ona;" Merak etme annen yan tarafta sana kardeş yapacak" dedimsede Kıvırcığın bağırması durmadı. Benim ne kadar duygusal olduğumu anlamış olmalıki öyle garip bağırıyorduki neredeyse ağlayacaktım. Ama Bahçegülün rahat doğum yapabilmesi için bu işlem gerekliydi. Eğer yanından almasaydım. Doğum başladığında oyun oynamak bahanesi ile bizide tekmeleyebilirdi.
Eşim eve gelirken ahırdaki sesleri duymuş önce ahıra girmişti. ana oğulu ayrılmış görünce oda üzülmüştü bana "çok güzel oldu ama bu Kıvırcık annesini görmeden hiç susmayacak gibi" dedi. Bende anası rahat doğsun yine alırız eski yerine dedim. "Ama çok erken ayırdığımı bahçegülün dahaden doğurmayacağını doğurmasına en az bir hafta olduğunu söyledi." Bende hayır Bahçegül bugün yada yarın doğurur" dedim.

Çocuklar gelince onlara medivenlerdeki karları temizlettim. Eğer gece doğum başlarsa rahat inmem için, düşmemem, kaymamam için iyice temizlettim. Ama kar yağışı hızlı hızlı yağıp yine her tarafı dolduruyordu. Akşam saat sekiz olduğunda İneği kontrol etmek için ahıra indim. Bahçegülün yattığını ve sancı çektiğini görünce, dirgenin sapı ile tavana vurup çocukları aşağıya çağırdım. Çocuklar geldi eşim gelmedi. Annelerinin  neden gelmediğini sorunca. "Telefonla Ülviye ablamla konuştuğunu" söylediler. Bir müddet bekledik. Baktım bir şey olmuyor. Çocukları "siz üşümeyin doğum başlayınca tekrar çağırırım" deyip eve gönderdim. Ben de ışığı söndürdüm. bir köşede beklemeye başladım. Çünkü Bahçegül çok utanıyordu. Fazla utanmaması için ona hiç görünmüyordum. Sancılar sıklaşmaya başladığında ışıkları yaktım bahçegülün yanına geldim. Baktımki bir kese göründü. Hemen tavana vurmaya başladım. O anda bahçe kapımızda da bir korna sesi geldi. Baktığımda Ülviye ablam kızı Hülya ve çocukları ineğin doğumunu seyretmek için gelmişlerdi. Hepsi birden ahıra dolunca Bahçegül öyle sıkıldıki hemen ayağa kalktı. Kıvırcıkda biryandan bağırıyor. Sanki ne var ne istiyorsunuz diyordu. Eşim de "hadi yukarı çıkalım bu dahaden doğmaz  Fuat ortalığı telaşe veriyor" dedi. Hep beraber yukarı çıktık. Sohbet muhabbet ettikten sonra ben yine ara ara aşağıya inmeye devam ediyordum. Ülviye ablamlar saat onbir gibi gittiklerinde biz tekrar ahıra girdik. Baktik ki Bahçegül tekrar yatmış ve sanki suyu gelmiş gibi bir durum var. Ben hemen alt tarafa geçtim doğumun başlamasını beklemeye başladım. Bir iki ıkındıktan sonra iki tane küçücük ayağın gelmeye başladığını gördüm. Hemen eşime;"Bak bak hem dişi geliyor hemde ikiz olacak baksana ne küçük ayaklar" Gerçekten çok küçük ayaklı bir şey geliyordu. Biraz daha ıkınınca dili dışarıya çıkmış yavrunun burun kısmı göründü. Eşim heme ayaklardan tutum çekmek istedi ben "hayır dedim bırak kendi doğursun baksana zaten küçücük birşey" Biraz sonra doğum gerçekleşti ufacık bir dişi bazağımız olmuştu. Hemen ağzını burnunu temizledik ve ananın önüne attık. Ana yavrusunu yalarken çıkardığı seslerden Kıvırcık deli gibi olmuştu. Nasıl zıplıyor o yana bu yana atlıyor ve bağırıyordu. Annesine bir şey olduğunu zannediyordu. Nekadar;"gözün aydın bir bacın oldu, artık sende bir ağabey oldun" desekte anlamıyor. Annesini çağırıyordu.
Annenin ve yavrusunun hizmetini yaptık. Eşim yeni yavruyu ağuz sütünü içirmeye çalıştı sonra yukarı eve çıktı. Fakat ben hayal kırıklığına uğramıştım. Çok büyük karnı vardı ama neden yavru küçücüktü. Ben biraz daha ahırda kaldım ikinci bir dana daha bekliyordum. Hatta bir ara çokda ümitlendim. Çünkü bahçegül kuyruğunu kaldırarak tekrar yatmıştı. Yukarıya haber vermedim danayı görüp süpriz yapacaktım. Ama boşa ümitlenmişim dana falan yoktu az önce doğan yavrunun eşi geliyordu. Hayal kırıklığı ile yukarı çıktım.
Sabah bir diyene kadar Kıvırcık bağırdı. hiç susmadı. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte tekrar ahıra girdik. Bahçegül kızını kurutmuş ayağa bile kaldırmıştı. Hemen samanlıkta bir yer hazırlayıp yeni doğan yavruyu oraya koyduk. Bahçegülüde eski yerine bağladık. Anasını görünce dünyalar onun olmuştu.O kadar sevinmiştiki başladı anasını yalamaya. Bu sefer küçük yavru bağırıyordu. Onun sesisin duyan Kıvırcık o duygulu bağırmasından çok bir erkek gibi sert bir ses tonuyla bağırıyor"yeter sus bakayım" diyordu.
Yine çok uzun bir yazı oldu kusuruma bakmayın. İnşaallah tüm gelişmeleri sizlerle paylaşacağım. Bu arada kızım Fatmanur yeni doğan yavrunun adını Alice koydu. Doğumun ertesi günü ve bugün resimleri çekildi. Hayırlı, uğurlu ve bereketli olsun inşaallah.


Sevgi ve saygılarımla....
Related Posts with Thumbnails