29 Temmuz 2010 Perşembe

KUZULAR ÇOK HEYECANLILAR


KUZULAR ÇOK HEYECANLILAR
6 Ağustos yaklaştıkça kızım Fatmanur, oğlum Sabahattin'in heyecanları artmaya başladı. Girdikleri SBS sınav sonuçları o tarihte belli olacak. Sınava ilk girdiklerinde fazla heyecenlarını belli etmiyorlardı. Televizyondan ve internetten, çözdükleri soruların cevaplarını  hesapladılar ve her ikisi de 400 yakın bir puan bekliyorlar.
Sınav sonuçlarının açıklanacağı gün yaklaşırken her ikisinin de kendine güvenleri sanki biraz azaldı. Puanlarında da düşüş var gibi. Başbaşa kaldıklarında hiç okuldan sınavdan konuşmayan kuzular bakıyorum "SBS'den kaç puan alırız?""Acaba sen mi?  yüksek alırsın ben mi?" gibi konuşmalar heyecanlarının doruk noktasına çıktığını gösteriyor.
Aslında çocuklarımızın bu gibi sınavlarla streslerinin yükselmesi hiç hoşuma gitmiyor. Bence çocukların meslek seçimlerinde kabiliyetlerinin ön plana alınarak öyle seçim ya da sınav edilmeleri gerekir.

Sevgi ve saygılarımla.

27 Temmuz 2010 Salı

ACI BİBERLİ SOS


ACI BİBERLİ SOS
Son iki gündür yağan yağmurlarla turşuluk, sosluk  biberlerimiz iyice irileşti. Eşim biberleri, ben domateslerin kızaranlarını, kızımda maydanozları topladı sonra eve çıktık.


Önce domateslerin kabuklarını soyduk
Robotta çekmek için domatesleri  biraz doğradık
Robata çekip iyice parçaladık.


Bir bardak hakiki zeytinyağı. Gerçekten çok hakiki kaynanamın Bursa Orhangazide yetiştirdiği zeytin ağaçlarından topladığı zeytinlerin küçüklerinden yaptığı ve hersene gönderdiği zeytinyağı (Bende sağlık için her sabah aç karnına bir çay kaşığı içiyorum)
Büyükçe bir tencereye önce bir çay bardağı zeytinyağını ardından robota çekilmiş domatesleri koyuyoruz.

Maydanozları temizledik

Bir büyük baş sarmısağı soyup kabuklarında çıkardık.

Hepsini robottan geçirdik.Çok ince incede doğrayabilirdik ama robottan geçirmek daha kolay geldi.

Robottan çekilen maydanoz ve sarmısakları büyük tencereye domateslerin üzerine koyalım. 2 yemek kaşığı kalın tuz (kayatuzu), 1/2 çaybardağı  kendi bahçemizden yaptığımız elma sirkesi koyup tencereyi ateşin üzerine koyalım. Aslında biz bu işlemi bahçemizde yaktığımız ateşin üzerinde yapıyorduk ama bugün hava çok rüzgarlı ve kapalı heran yağış gelebilir.

Domatesli, maydanozlu,sarmısaklı sos kaynamaya başladığında saplarından temizlenmiş yıkanmış biberlerimizi tencereye koyalım. Yaklaşık 15-20 dakika hepsini birlikte karıştıralım.

Önceden hazırladığımız kavanozlara sıcak sıcak doldurup ağızlarını sıkıca kapatıp kavanozları ters çevirelim.

Kapağı kapanan kavanozları bir örtü üzerine ters çevirelim. Ve hertarafını saralım. Kavanozlar soğuyana kadar (yaklaşık birgün) hiç dokunmayalım. Soğuduğunda kapakların içe batdığında işlem tamamdır.Kavanozlar tutmuştur. Kışın yemek üzere kilere kaldıralım.

Kış yaklaşıyor. Kahvaltı masalarında, kuru fasulye,nohut pilav ikililerinde acı biberli sos müthiş yakışıyor. Çok lezzetli herkese tavsiye ederim.

Sevgi ve saygılarımla



 
 


26 Temmuz 2010 Pazartesi

BERAT KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN


BERAT KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
Tüm arkadaşlarımın, dostlarımın, akrabalarımın Sofraları afiyetli, paraları bereketli, kararları isabetli, yuvaları muhabbetli, kalpleri merhametli, bedenleri sıhhatli, yüzleri mutlu olsun. BERAT KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN.

23 Temmuz 2010 Cuma

KALBİM KIRGIN GÖNLÜM ÜZGÜN

KALBİM KIRGIN,  GÖNLÜM ÜZGÜN

Bu yazıyı yazmakla yazmamak arasında çok tereddüt yaşadım. Fakat tüm mutlu anlarımı, üzüntülü anlarımı, kısaca yaşadığım herşeyimi siz değerli okur dostlarımla paylaştığım için yaşadığım bu son ruh halimi de sizlerle paylaşmazsam sizlere haksızlık edeceğimi düşünüp yazmaya karar verdim.
Bir iki gün önce kapımıza zabıta görevlileri geldi. Hakkımızda şikâyet olduğunu ve hayvan besleyip beslemediğimizi sordu. Biz de kendilerine beslediğimiz hayvanlarımızı gösterdik. Hepsini tek tek incelediler ve çevreyi rahatsız edecek herhangi bir şey olmadığını telsizle amirlerine ilettiler. Biz de kendilerini güler yüzle yolcu ederken bizi kimin şikâyet ettiğini sorduk. Fakat net bir cevap alamadık.

Zabıta görevlilerini yolcu ettikten sonra eşimle birlikte düşünmeye başladık. Bizi kim şikâyet edebilirdi. Tüm komşularımızla saygılı ve sevecen bir yakınlığımız vardı. Hemen hemen hepsinin ya  hayvanı vardı ya da çok eskiden beri burada yaşıyordu. Kimdi bu? Dağdan gelip bağcıyı kovan  kimdi ? Yeni komşularımızı da bir gözden geçirdik ve kimseye bunu yakıştıramadık.

Bugün de çok üzüldüm. Çünkü ilçe belediyesinden bir zabıta görevlisi ve yine ilçe veterineri ile yardımcısı, tekrar şikâyet var diye kapımıza geldiler. Ben de kendilerini, görevli oldukları ve verilen talimatı yerine getirmek zorunda oldukları için bahçeme aldım. Yine tüm hayvanlarım ve çevre gözden geçirildi. Veteriner beyin sözlerinden şikâyet edenin kim olduğunu anlar gibi oldum. 'Herkesin her yerde yaşamaya hakkı olduğu bu nedenle hiçkimseyi rahatsız etmeye kimsenin hakkı olmadığı' biçiminde söylediği lâflardan şikâyeti yapanın çok yakınımda olduğu ve yaklaşık üç yıl önce hemen yanımdaki villayı satın alan komşum olduğunu anladım.

Yaklaşık 80 yıldır bu mahallede, bu köyde yaşayan komşularımın hepsinin hayvanları vardı. Kendisi bu villayı  aldığında sadece benim ahırımda 10 adet ineğimin olduğunu biliyordu. Göre göre, bile bile aldı. Aradan 3 yıl geçtikten sonra mı hayvan kokusunu almaya başladı 'Hele kendime bir yer edem, gör bak sana neler edem.' gibi ama aslının daha farklı olduğu ata sözleri aklıma gelmeye başladı. Evet, kendine yer etti. Villâsını aldı, bahçesini düzenledi. Şimdi sıra çevresini düzenlemeye geldi. Yani dağdan gelip bağcıyıcı kovuyor.

Burada senelerdir yerleşmiş, kök salmış, toprağıyla, insanı ve hayvanıyla bütünleşmiş insanları huzursuz etmek, onları şikayet edip "Rahatsız oluyorum." diyerek hayvanları kaldırtmak...

Aslında ben bu komşumu çok sevmiştim. Kendisi büyük bir üniversitenin dekanı, bir çok kitabı bulunan çok tanınmış ve yüksek mertebeden arkadaşları bulunan önemli hocalardan birisi. İlk tanıdığımda çok saygı gösterdim, sevdim ve ilminden faydalanmak istedim. Fakat zaman geçtikçe ilminden faydalanmak isteğim kalmadı, sadece sevgim ve saygım kaldı. Bir süre daha geçince sevgim de kalmadı, sadece saygım kaldı.

Bu son olayda saygımı da kaybediyordum ki aldığım aile terbiyemden dolayı saygımı kaybetmemeye karar verdim. Ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın kendisi benim komşumdur. Kendisine gereken saygıyı göstereceğim.

Aslında kendisini 1. sınıf insan, bizleri 2.-3. sınıf insan olarak görmektedir. Böyle olmasına rağmen yine de kendisine kırıcı, üzücü hiçbir lâf etmemişimdir. Kendisi köpeğini benim bahçe kapımın önüne bağlamıştır. Tüm pislikleri kapımda kalmıştır. Pis suları kapıma gelmektedir. Ama ben ağzımı açıp tek bir kelime söylememişimdir. Sabır etmişimdir. Çünkü Peygamber Efendimiz (A.S.V)'inde kapılarına, yollarına leşler atmışlar kendisi hep sabır etmişlerdi. Biz de komşumun bu yaptıklarına Mevlâmızın bizi imtihanı diyerek hep sabır göstermişizdir. Fakat ne zaman kapıma bağladığı köpeği insanlara saldırmaya başladı. O zaman köpeği yuvası  ile birlikte kendi kapısına bağladım. Komşum da benle selâmı sabahı kesti. Allahın selâmını veriyordum; fakat verdiğim selâmı almıyordu. Bu derece bizleri önemsiz görüyordü. Fakat biz ne olursa olsun saygımızda kusur etmiyorduk.

Bu son olay beni ve eşimi çok etkiledi, çok üzüldük. Biz böyle şeylere alışık insanlar değiliz. Bir ara çok radikal bir karar verip evimi  ve bahçemin tamamını satıp buralardan çekip gitmek istedim. Beni mumla arasındı o zaman. Sonra düşündüm; öfke anında insan doğru düşünemez; normal davranışlarda bulunamaz. Öfkeli olarak yapılan işler hep sonradan pişmanlık duyulan işlerdir. Atalarımız bunun için ''Öfke ile kalkan zararla oturur.'' demiştir. Neden gidecekmişim, neden bazılarını sevindirecekmişim.
Evet, kendi hakkımı savunmuyorsam. Yani susuyor ve sessiz kalıyorsam. "Cenab-ı Hak biliyor!" der, Allah'a havale edersem. Haksızlık yapanı Allah perişan eder. O bakımdan son derece dikkatli olmamız  lazımdır.

Bu adam sessiz, gıkını çıkarmıyor. Ağzından lokmasını alsan ses çıkartmıyor. Vur ensesine, al ağzından lokmayı. Deyip ona haksızlık edersen, belki sana saygısından ses çıkarmaz; ama Allah-u Teala Hazretleri Azizün Züntikam'dır, onun cezasını çıkartır. Saf da olsa, anlamıyor da olsa, veya anladığı halde edebinden, tenezzül etmeyip karşılık vermiyorsa; öteki de şirretliğe devam ediyorsa, Allah onun cezasını verir.

Mahallemizde  bir çok evde hayvan beslenirken. Benim adımı, adresimi verip "kokudan rahatsız oluyorum" demek bana yapılan büyük haksızlıktır. Kalbimin kırılması, gönlümün üzülmesidir.

Aman kalb yıkmamaya çalışalım. Çünkü kalbi yıkmak, Kâbe'yi yıkmak gibi kötüdür. Kalb yapmak, gönül yapmak, sevindirmek de ahirette sevinçlere gark olmanın, Allah'ın iltifatına mazhar olmanın sebebidir. Mevlam bizleri  böyle iltifatlara mazhar olmuş kullarından eylesin. İnşaallah.

Bu gibi sıkıntılardan kurtulmamızın çaresi, hadiseleri sabır ve tevekkül ile karşılamaktır. Bu durumu İbrahim Hakkı Hazretleri ne güzel ifade eder:

'Hakk şerleri hayr eyler,
Zann etme ki gayr eyler,
Ârif onu seyr eyler,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.

Deme! Bu niçin böyle,
Yerincedir ol öyle,
Bak sonuna sabr eyle,
Mevlâ görelim neyler,
Neylerse güzel eyler.'

Sevgi ve saygılarımla.

Fuat Gencal,

22 Temmuz 2010 Perşembe

ÇOK YAĞMUR YAĞDI


ÇOK YAĞMUR YAĞDI
Günlerdir yağan yağmur ve etkili sağanak yağışlar, bahçedeki domateslerimin bozulmalarına sebeb oldu. Dün sabah namazı ile çok şiddetli yağan, aralıklarla devam eden yağmurlar zaten suya doymuş olan toprağı göle çevirdi. Tüm sebzelerimiz suya doydu ve artık isyan etmeye başladılar. İlk isyan önceki yağmurlarda domateslerden gelmişti. Sanki soğuk yemiş gibi tüm yaprakları kararmış, tüm çiçeklerini dökmüşlerdi.

Domatesleri kurtarmaya çalıştımsada başarılı olamadım. Sararan, kararan yapraklarını koparıp ana gövdeyi ve mevcut  meyveleri kurtarmaya çalışsamda başarılı olamadım. Domateslerin büyüyenleride altlarından karardı. Sanki bir hastalık vurmış gibi görünüyor. Komşularıma bakıyorum onların domatesleride aynı şekilde olmuş. Düzgün domates kalmamış.

Fasülyelerdede sararma başladı ama domatesler gibi olmadı. Tüm ağaçlar suya doydu ve hepsi süperler. Yeni filizler kocaman kocaman oldu seneye çok meyve yiyeceğimiz şimdiden belli oldu inşaallah.

Sevgi ve saygılarımla.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

RAMAZANA HAZIRLIK YAPTIK


RAMAZANA HAZIRLIK YAPTIK

Dün kızımla birlikte havanın güzelliğinden istifade ederek Ramazana hazırlık yapmaya başladık. Recep Şaban derken geldi çattı Ramazan. Şunun şurasında Ramazana sayılı günler kaldı. Allahıma şükürler olsun.
Ramazan ayında sahurlarda yediğimiz kesme makarnaları, yufkaları hazırlamak için önce saclı sobamızı çıkardık. Bu saclı sobalar hemen hemen tüm nalburlarda satılıyor. Biz bu sobamıza ayaklar monte ettirdik. Çünkü eğilmek benim için biraz zor oluyor ve yoruluyorum. Ama ayakta pişirmek çok kolay oluyor.

Sobamızın önce sacını  bir fırça yardımı ile firçaladık. Sonra kuru bir bez ile iyice sildik.

Ağaçlarımdan budanan dalları bu gibi işlerde kullanmak çok güzel oluyor. Sobamızı ateşledik. Sacımızın ısınması kızması için.

Bu arada eşim 2 tekne hamur yoğurdu, dinlendirdi, küçük bezelere ayırdı ve yufkalarımızı açmaya başladı.

Kızım annesine yardım etti. Bezeleri merdane yardımı ile belli bir boya kızım getirdi. Annesine verdi. Eşimde oklava ile yufkaları büyütüp bana verdi. Bende saclı sobamızda alt üst pişirip büyükçe bir örtünün altına yerleştirdim. Yufka olarak kalacakları çok pişiriyorum. Çünkü ondan aynı börek gibi hafif ıslayıp tepsiye yayıyor iç malzemesini koyup hazırlıyoruz. Makarna yapacaklarımızı daha az pişiriyoruz. Isısını kaybetmeden büyükçe bir teknede muhafaza ediyoruz. Sonra rulo yapıp ince ince kesiyoruz. Aynı kadayıf gibi oluyor. Sonra sahurda bol tereyağ ve peynirle tavalı yapıp  alt üst kızartıp afiyetle yiyoruz.

Bir tekneyi Ramazanlık yaptıktan sora küçük olan diğer tekne ile gözlemeler yapılmaya başlandı.

Ispanak ve bahçemizden topladığım şifalı otlarla yaptığımız içten koyup sebzeli gözleme

Kendi ineğimizin sütünden hazırladığımız lordan sade pernirli gözleme

Gözlemeleri sac sobamızda çok şahane pişirdim. Sebzeli, peynirli ve patatesli olarak hazırladığımız gözlemeler

Oğlum bilgisayarından fırsat bulduğu zamanlarda resimleri çekti.

Kızaran gözlemelere akşam hazırladığımız yayık tereyağını alt üst sürdüm. Kokusu nefis bir şekilde her tarafa yayıldı. Oğlum hiç bir fırsatı kaçırmadı  Devamlı  resim çekti. Gözlemeleri yerken buz gibi yayık ayranını içerken resimler çekti ama

Sevgi ve saygılarımla.

9 Temmuz 2010 Cuma

ÇOK DUA ETTİM


ÇOK DUA ETTİM
Öncelikle geçmiş Mirac kandilinizi tebrik eder size, ailenize ve milletimize huzur, sağlık, mutluluk getirmesini dilerim. Eşim, çocuklarım ve kayınvalidemle birlikte Hz Yuşa Peygamberin kabrinin bulunduğu Yuşa tepesine gittik. Oruçlu olduğumuz için evden hazırlıklı çıktık. Orucumuzu bu güzel yerde açtık. Yatsı namazından sonra yapılan duaya ailemle birlikte katıldım. Bende içten tüm kalbimle:"Ey yerlerin ve göklerin sahibi, ve yaratıcısı olan Allahım bizleri dini İslam üzere yarattın, bizi doğru yoldan ayırma ya Rabbi. Lutfunla, affınla mağfiretinle cehennemin amansız azabından beni, ailemi, dostlarımı, arkadaşlarımı,tüm müslüman kardeşlerimi koru ve affeyle ya Rabbi. Bütün dertlere şifa veren Allahım hasta gönüllerimizi iyileştir, dertli kullarına deva, hasta kullarına şifalar ihsan eyle ya Rabbi. Ellerimizi açarak huzuruna geldik, müracatımızı kabul eyle, bizi huzurundan reddetme boş çevirme ya Rabbi."
Çok güzel huşu dolu bir gece geçirdik. Allahım  bizi her zaman duaları kabul olunan  kullarından eylesin.

Sevgi ve saygılarımla.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

ÇAYIMI YUDUMLADIM


ÇAYIMI YUDUMLADIM
Bugün bahçemde çok çalıştım. Sabah biraz erken bir şekilde bahçeye indim. Hanım ahırları yapıp hayvanları beslerken bende suyu açtım ve sebzeleri sulamaya başladım. Yağmurlardan sonra ilk defa suluyorum. Toprak son iki günlük sıcağın etkisi ile bayağı kurudu tüm sebzeler su istemeye başladı.
Güneş fazla kızdırmadan sulama işini bitirdim. Sonra eşimle domateslerin fazla yapraklarını kırdık ve üçüncü bağı bağladık. İnşaallah bu sene çok domates yiyeceğiz.
Yoruldum. Meşe ağacımın altında kızım kahvaltı sofrasını hazırlamıştı. Çok güzel kahvaltı yaptım. Semaverde çay da çok güzel sardı. Oğlum hemen kızımla beni resimledi. Sonra bu kareyi sizlerle paylaşacağımı anlayınca kardeşinden kendisinide çekmesini istedi.
 
Keyf çayımı içerken çaydan ne kadar zevk aldığımı anladım. Çay,tiryakileri ne derler çay  5 duyu organına hitab eder, rengiyle göze, kokusuyla burna,  şekerini karıştırırken kulağa, sıcaklığıyla tene,  tadıyla  dile. Gerçektende çay bir yaşam destek ünitesi gibidir kısacası.
Çay, söyleşinin bahanesidir, çay içini ısıtandır soğukta, çay yorgunluğunu alandır en yorgun anlarında, çay keyiftir, çay dosttur kederinde, sırdaştır çok zaman. Ne güzel söylemişler değilmi?

Sevgi ve saygılarımla.

4 Temmuz 2010 Pazar

BAHÇEMDEN KARELER


BAHÇEMDEN KARELER
        Oğlum Sabahattin'e tüm resim çekme işlerini yaptırıyorum. Şifalı Yemek Tarifleri  bloğum için resim çekerken "Baba, bahçemizden de resimler çekeyim mi? " diye sorduğunda ben de "çek oğlum, bahçemizde bulunan herşeyi çek getir." dedim. İnşaallah, bundan sonra arada sırada bahçemden karelerle sizlerle olacağım. Olan değişiklikleri hep beraber göreceğiz.

Kavak ağaçlarım çok büyüdüler; artık bahçeme de gölge etmeye başladılar.

Fındıklar da bu sene hiç fındık yok. Bu sene fındığımız köyden gelecek artık.

Ayva ağacımda ( Özel ismi ile Nurhayat'ımda bu sene de hiç ayva yok gibi. Tek tük var tabii... Anlaşılan İstanbulda kış hafif geçecek

Vişnede kalan son vişneleri de, oğlum resimledikten sonra bana getirdi. Çok lezzetliydi; hepsini yedim.

Köpeğimiz Reis yazlık elbisesini giymiş. Çok iyi taranması gerekiyor. Yeri de çok pis, temizlenecek.

Ekşi sulu Trabzon elmalarım bir ay sonra yenilmeye hazırdır inşaallah.

Armutlarım da aynı bir ay sonra yenilebilir kıvama gelecekler.

Bu sene şeftalilerimde meyva var. Geçen seneler hiç olmuyordu.

Küçük Baron kuşu nasıl yakaların hesapları yapıyor.

Saka tam kaçmak üzere iken Sabahattin'in karesine yakalanmış

Kumrular çok korkak kuşlar, zar zor kareye alabilmiş.

Antalyadaki arkadaşımın bahçesinden getirip çeliklediğim güller.

Yağmur yağdığında etrafa mis gibi limon kokusu salan limon servi çamı.

Kara üzümlerim bu sene hem çok bol, hem de çok iri olacaklar.

Bahçegül istirahat halinde.

Civcivlerden birkaçı sıraya geçip poz vermişler.

Şırnak'tan adıma gelen badem fidesi çok güzel olmaya başladı. (Karadutları toplarken bu kareyi çekmiştik araya sıkıştırdım.)

Bu sene başı çeliklediğim ortancalar çok güzel açtı.

Kestane ağaçlarında çok kestane olmasına rağmen cevizlerde tektük ceviz var.

Kuruyan zeytin fidanım tekrar yeşillendi.

Nar ağaçlarım meyveye duruyorlar. Bu gördükleriniz son çiçekler.

İncir ağaçlarında bu sene çok meyve var. Hem kara incirde, hem beyaz, hem de patlıcan incirlerinde.

Geçen sene aşıladığım karayemişim çok güzel oldu. Önümüzdeki sene meyve verir.

Bal gibi tatlı olan biberin tohumundan yetiştirdiğim bu seneki fideler zehir gibi acı çıktı; hiçbirşey anlamadım.

İkinci parti salatalıklarda ipe sarmaya başladı.

Ebruli gülüm.

Ancak patlıcanlar çiçeğe gelebildi.

Manolyam yerini çok sevdi.

İkinci parti ektiğim mısırlar da bayağı büyümüş.

Bakalım kabaklar bu sene rekor kırabilecekler mi? En büyük kabak kaç kg. olacak?

Rahmetli Dudu annenin diktiği 80 yıllık meşe ağacım. Bu meşe ağacının hikâyesini Fuat'ın Yeri adlı bloğumda çok yakın bir zamanda yazmaya başlayacağım.

Oturak nazende fasülyelerim bu sene çok bereketli.

Domatesler bu sene çok güzel,  çok bereketli ve lezzetli.

Daha bir çok kare vardı ama öncelikle bunları görün istedim. Diğer kareleri daha sonra yayınlayacağım.

Sevgi ve saygılarımla.

Fuat Gencal, 04. 07. 2010
Related Posts with Thumbnails