24 Kasım 2009 Salı

BİBERLERİM


BİBERLERİM

Bugün çok güzel bir hava var. Bahardan kalma bir gün derler ya işte bugün o gün. Hava çok güzel. Bahçedeki arnavut ve cin biberlerimi topladım. Çok acı oldukları için aslında eldiven takıp öyle çalışmam
lazım; ama eldivenlerle çalışamıyorum. Ellerim sanki hissizmiş gibi geliyor bana, hiçbir şey anlamıyorum. Onun için ben de eldiven kullanmıyorum ve tabi acısına da dayanacağım.


Biz her yıl kırmızı pul biberimizi bahçemizden yaparız. Arnavut ve cin biberlerimiz tam kızardıktan sonra onları toplarız ve bir kaç gün güneşte iyice kuruturuz. Sonra robottan geçirerek çok ince olmasını sağlarız. Büyük tepsilere serip tekrar güneşe atarız ve iyice kuruduktan sonra cam kavanozlara doldururuz ve bir yıl boyunca

bu biberi kullanırız.

Aslında biz Karadenizliyiz öyle fazla acıya düşkün değiliz ama ben ve ailem acıyı kullanıyoruz. Genellikle yemeklerde, çorbalarda, turşularda severek de yiyoruz.

Kuru fasulye yemeği için acı biberleri turşu olarak özel hazırlıyorum. Kızarmamış olan yeşil haldeki biberleri kavanozlara bir sıra halinde dolduruyorum. Üzerine kaynamış suyumuzu, tuzumuzu ve sarımsaklarımızı koyup kapatıyorum. Karanlık olan kilerimizdeki raflarda bulunduruyorum. Genellikle kışın güveçte yapılan kuru fasulye ile birlikte yemek nefis oluyor.


Bugün topladığım biberler artık sezonun son biberleri. Bu biberleri seçeceğim ve turşularda kullanacağım. Çünkü pul biberimizi ve turşularımızı daha önceden hazırlamıştık. Bunları kuracağımız kelem turşumuzda, karnabahar ve brokoli turşularında kullanacağım. Ayrıca komşular istemişti onlarada vereceğim.

Kara lahana yemeğinde bir adet arnavut biberini bütün olarak koyuyorlar yeterli oluyor. Bunun gibi daha bir çok yemeklerde kullanıyorlar.


Sevgi ve saygılarımla.
Fuat Gencal, Çavuşbaşı, 23. 11. 2009

23 Kasım 2009 Pazartesi

K9 KÖPEĞİM


K9 KÖPEĞİM


Köpeğimin adını oğlum koydu. Hernekadar "Hayvana yakışacak isim koy." dedimsede  oğlum Reis adını verdi. Biz pek alışamadık; ama köpek adına alıştı. Reis diye çağırdığınızda hemen kulakları

dikip "Ne var." der gibi size bakıyor .


Çekmeköyde oturan arkadaşım tesisatçı Erol Bey bir gün bahçemizdeki tesisat işleri için geldiğinde bizim daha önce ki kurt köpeklerini göremeyince merak edip "Ne yaptın?" diye sordu. Ben de kendisine Kurtlardan hem Şilayı hem de dört yavrusunu Çatalcada bir çiftliğe verdiğimi söyledim. Ama pişman da olduğumu

belirttim. Çünkü bir sinir anında acele karar vermiş ve hepsini yok etmiştim. Aslında yavrulardan özel yetiştirdiğim bir yavru vardı karambolde o da gitmiş oldu.

Erol da sordu "Niçin sinirlendin ne oldu?" Ben de Şilanın biz evde yokken çözüldüğünü, bahçede gezinen 22 adet çok özel tavuklarımı öldürdüğünü, bu yetmeyip civciv kümesine girip oradan da 43 adet
civcivi öldürdüğünü söyledim. Allahtan kuluçka yatan 11 tavuk ve yumurta yapmak için follukta otura 9 tavuğum ölümden kurtulmuştu. Diğerleri ölmüştü. Tüm ölülerini de sanki iyi bir iş yapmış gibi toplayıp yuvasının yanına dizmişti. Ben görünce anormal sinirlendim. Yavruları olduğu için dövmedim; ama hemen Çatalcadaki arkadaşı arayıp o gün hepsini gönderdim. Daha sonra

arkadaşımı aradım ve yetiştirdiğim erkek yavruyu istediğimi söyledim; ama maalesef arkadaşım da sadece Şilayı yanında

bırakmış yavruları dağıtmıştı.
Erol bu konuşma sırasında Çekmeköyde komşusu olan bir villa sahibinin Alman kurt köpeğinin doğum yaptığını ama yavrularını kıskanıp öldürdüğünü söyledi. İki yavrusunun kaldığını onların da ölmek üzere olduğunu anlattı. Ben de "Hemen gidip bakalım, eğer güzelse ben alırım." dedim ve Çekmeköye gittik. Biz gittiğimizde yavrulardan biri daha  ölmüştü; sadece bir yavru kalmıştı. Villa sahibi "Al götür; ama yaşayacağını sanmıyorum." dedi. Aslında köpeklerinin çok iyi bir cins olduğunu, ilk kez yavruladığını, yavrularının babasının madalyalı bir narkotik köpek olduğunu anlattı. Kendi Kurtlarının çok kıskanç olduğunu 7 yavru yaptığını ve hepsini teker teker öldürdüğünü de söyledi. Bir tek benim aldığım kalmıştı.


Yavruyu eve getirince oğlum sahiplendi ve adını koydu. Çok itina gösterdik ölmemesi için damlalıkla süt içirdik. Öyle böyle kurtardık. Ölmedi Reis, şu an 7 aylık oldu ve büyümeye devam ediyor...
Sevgi ve saygılarımla.

Fuat Gencal, Çavuşbaşı, 22. 11. 2009

22 Kasım 2009 Pazar

LAHANALARIM


LAHANALARIM

Bugün çok yorgun ve uykusuzum. Gece oğlum ateşlendi, çok korktum ateşi 38.5'a çıktı. Önce gülsuyu ile tüm vücudunu ıslattım. Ateş biraz düşer gibi oldu; ama istediğim gibi düşmedi. Ateş düşürücü de vermeme rağmen ateş düşmüyordu. Bir müddet bekledim. Sonra gece 3.5'ta hastaneye götürdük. Sağolsun doktorlar
ilgilendiler; ilâç, şurup yazdılar ve ateşi hastanede düşürdüler. Ve eve geldik. Eve geldiğimizde saat 7'ye geliyordu. Anlayacağınız tüm gece uyumamıştım ve yorulmuştum. Hemen yatıverdim.


Kalktığımda kızım Fatmanur bahçeden karalahana topladığını ve onların fotoğrafını çektiğini söyledi. Aslında karalahanalarımı sizlere ben tanıtmak isterdim. Nasıl dikildiler, bundan sonra ne yapılacaklar... hepsini sizlerle paylaşacaktım; ama kızım fotoğraflarını çektiği için onu da kırmak istemem... Sizlerle paylaşmak istedim.

Biz karadenizli olduğumuz için bahçemizden yaz kış karalahana eksik olmaz. Yaz kış diyorum; çünkü bizde yazında karalahana olur. Tüm komşular, dostlar, akrabalar canları karalahana çektiğinde
bilirlerki Fuat Ağabeyin bahçesinde mutlaka vardır.


Gördüğünüz lahanaların çok bakımsız olduklarını düşünmeyin bunlara henüz hiç bir işlem yapılmamıştır.



Kaynanam köyden geldiğinde önce bahçeyi kazdılar, üzerine yaş hayvan gübresini kalın bir şekilde serdiler ve üzerine kendinin yetiştirdiği özel tohumları serptiler yani bu görünen bir nevi fidelik gibi bir şey. Biz buradan bahçemizin diğer kısımlarına fideliyoruz. Kış yaklaştığı için şu anda su gibiler, çok kolay pişiyorlar. Annesi oğluma az acılı patatesli yemeğini yaptı ve yedirdi. İnanın tam bir ilaç oldu, başka hiç bir şeye gerek yok.


Sevgi ve saygılarımla.
Fuat Gencal
Çavuşbaşı, 21. 11. 2009

21 Kasım 2009 Cumartesi

ARMUT AŞILARIM



ARMUT AŞILARIM


        Dün hava soğuk ve yağışlı olduğu için bahçeye inemedim. Bu sabah indim; fakat çok sis vardı, neredeyse göz gözü görmüyordu. Öğleden sonra sis dağıldı ve hava açıldı. Ben de bahçeye, armut aşılarımın yanına indim.


        Bahçemde büyük bir ahlat ağacı yani yabani armut ağacı vardı. Bu ağacın meyvesi çok küçüktü ve meyvesini döküyordu; fakat ilk baharda öyle güzel çiçek açıyordu ki muhteşem bir manzara sergiliyordu. İnsanın ona bakması yeterdi; bu nedenle kesmeye, çok zaman kıyamadım.


        Bir pazar günü akrabalarımdan Hüseyin abim geldi, ağacın kesilmesi konusunda aklıma girdi. "Kes şunu, aşı yapalım, doğru dürüst meyve versin, bir haftalık çiçeği için yer kaplıyor, hiç bir

işe yaramıyor..." gibi sözlerle beni ikna etmeye çalışıyordu. Hatta o kadar ileri gitti ki bir gün armut aşı çelikleri ile geldi ve bana "Şimdi tam aşı zamanı, ağaç çiçeklenmeden aşı yapalım." dedi. Ben aşıları aldım; ama ağacı kesmeye yine kıyamadım. Aşıları buzdolabına koydum, belki fikrim değişir diye.


     İnternetten ağaç aşılarını inceledim nasıl yapılıyor, nelere dikkat etmek gerekiyor... hepsini okudum. "Acaba ben mi yapsam." dedim ve eşimle birlikte bahçeye indik. Önce hızarla ağacı yerden 1 metre yükseklik bırakarak kestik. Sonra aşı çeliklerini çok düzgün ve keskin bir bıçak yardımı ile kestim, ucunu yarım taraflı incelttim, inceltmediğim tarafın da en dış kısmını hafifçe kazıdım. Kestiğimiz ağacın kabuk kısmında çeliklerin girebileceği şekilde girinti yaptım ve o girintilere çelikleri soktum. Koli bantı ile ağacın aşı yaptığımız kısmını bantladım; hava almayacak şekile getirdim. Sonra çok güzel bir çamur yaptım. Biliyorsunuz benim asıl mesleğim seramik, yani çamurdan iyi anlarım. Yaptığım yarım yağlı çamuru ağacın kesilen kısmına ve çeliklerin ek kısımlarına yapıştırdım.
        Ve işte sonuç 6 adet çelikten 3 adedi tuttu ve filizledi ağaç kuvvetli olduğundan çelikler çok sağlam ve kuvvetli büyüdüler. Yalnız armut çeliklerinin cinslerini başta işaretlemedim 4 farklı cins armut vardı; hangisi tuttu bilmiyorum. Şansıma artık meyveye durduğunda anlayacağım.

       Sevgi ve saygılarımla.
       Fuat Gencal, Çavuşbaşı, 20. 11. 2009

19 Kasım 2009 Perşembe

MANDALİNAM




MANDALİNAM



        Bugün mandalinamın kışlık bakımını yapacağım. Rizeli Fazıl kardeşimin annesinin Rize'den gönderdiği mandalina fidesini yaklaşık 4 yıl önce diktim. İlk yıl çok güzel büyüdü. Ben de, "Yerini sevdi, inşaallah çok güzel ağaç olacak." dedim. Ve özel itina gösterdim. Fakat ben buraların (Çavuşbaşı'nın) kışını hesap edememişim. Kışın soğuğundan dondu ve kurudu. Çok üzüldüm ve hemen aklıma "Sakınılan göze çöp batar." atasözü geldi. Bir şeyin üzerine ne kadar titrerseniz o kadar çabuk bozulur.


Ben mandalina fidanımı çok sevdim ve ona çok fazla ihtimam gösterdim. Ben böyle yapınca o da kurudu. Kaynanam her zaman der: "Bir şeyin fazla üstüne düşme, bırak kendi haline daha iyi olur. Sen üstüne düşünce olacağı varsa bile olmaz." Neyse yapacak birşey yok, üzülmemim de bir faydası yoktu.

Yine Fazıl'ın annesinden fidan isteyecektim ve tekrar ekecektim. Fakat istememe gerek kalmadı, havalar ısınınca mandalinam köklerinden tekrar filizlendi hem de iki filiz birden verdi. Ama hiç aldırış etmedim, bakma bile bakmadım desem de inanmayın yine hergün yanındaydım, yine gözüm gibi bakıyordum. Kış geldimi dibine hayvan gübresi gömüyordum, saman koyuyordum ve tamamen kalın naylonlarla sarıp soğuk ve sert rüzgârlardan koruyordum. İlk defa geçen sene bir adet mandalina verdi; ama inanın ben hiç beklemiyordum; çünkü daha çok küçüktü. Bu sene de 6 adet verdi. Bugün onları topladım.

Mandalinamın kış bakımını yapacağım. Bakımdan önce mandalinamı sizlerle paylaşmak istedim.

Sevgi ve saygılarımla.

Fuat Gencal, Çavuşbaşı, 18.11. 2009



18 Kasım 2009 Çarşamba

KUZULAR 13 YAŞINDA...




Sabahattin Gencal - Fatmanur Gencal, Çavuşbaşı, 17. 11. 2009


Fuat Gencal - Sabahattin Gencal, Çavuşbaşı, 17. 11. 2009

Bugün 17 kasım, kuzularımın doğum günü; evet, ikizlerim bugün 13. yaşlarına girdiler. Dilerim Allahımdan daha nice doğum günleri geçirirler ve daha nice yeni yaşlara girerler analı babalı.


Bu sabah yataktan biraz keyifsiz kalktım, sanki hasta olacakmışım gibi bir halim vardı. Midem de çok ağırıyordu.

Biraz düşündüm acaba midemi ağırtacak birşey yaptım mı, sonra eşime sordum. Eşim de, bu aralar çoğu insanda bu tür şikâyetlerin olduğunu, önce mide ağrısı ile başladığını daha sonra bir bitkinlik hali ve ishalle devam ettiğini söyledi. Eyvah! İnşaallah ben öyle olmam.

Midemin ağrısından kahvaltıyı çok hafif yaptım. Ilık bir bardak sütün içerisine, bir çay kaşığı hakiki kestane balı koydum ve yudum yudum içtim.


Hava iyice kapadı, böyle olunca sanki insanın içi kararıyor. Halbuki böyle olmamalı insan böyle durumda da mutlu olabilmeli ve o hazzı alabilmeli. Böyle düşünerek dışarıya çıktım. İyiki de çıkmışım. Çok güzel bir hava vardı, ince ince yağmur yağıyordu... Müthiş mutluluk duydum; etrafıma baktım, bahçeme baktım... Bu anlarımı sizlerle de paylaştım.


Öğleden sonra İzmit'ten dedemiz ve babaannemiz aradı, torunlarının yeni yaşını kutlamak için. Onlar konuşurken ben de içimden "İnşaallah ben de torunlarımın, torun çocuklarının doğum günlerini arayıp kutlarım." diye geçiriyordum. Ne büyük bir mutluluk, Allahım herkese nasip eder inşaallah.

Akşama doğru amcamız eşiyle birlikte geldi. Sağolsunlar ikisi  de çok severler yeğenlerini; Kuzularım da onları çok sever.


Çok güzel bir akşam geçirdik. Fotoğraflar çektik... Benim midemin ağrısı yüzüme de yansıdı; resimlerde hasta gibi çıktım. Ama amca ve yeğenlerin resimlerini çok beğendim. Umarım sizler de beğenirsiniz.
Herkese sağlıklı ve mutlu günler.
Saygı ve sevgilerimle.

Fuat Gencal


Fuat Gencal - Fatmanur Gencal, Çavuşbaşı, 17. 11. 2009

Ahmet Gencal, yeğenleri Sabahattin Gencal ve Fatmanur Gencal ile
Çavuşbaşı, 17. 11. 2009

16 Kasım 2009 Pazartesi

TAVUĞUM


ÇOK UĞRAŞTIM


     Evet,  istediğim şekil ve kalitede tavuk yetiştirmek için 4 yıldır

çok uğraştım. Fakat henüz istediğim kaliteyi yakalayamadım.

 
    Tabii,  şimdi diyorsunuz sen ne anlatıyorsun. Doğru söylüyorsunuz. Ben çok uzun yıllar tavuk yetiştirdim. Çok farklı ırklar ve cinsler hep elimden geldi geçti. Fakat tüm bu cins tavukların içerisinden en kaliteli ve yumurta kapasitesi en yüksek olan tavuğu çoğaltmak istedim...

     Yarka cinsi kırmızı tavuklar yumurta bakımında çok iyiydiler. Fakat çok dayanıksızdılar; bir hastalık geldiğinde ilk önce onlar ölürlerdi.
     Hint tavukları çok dayanıklı idiler; fakat onlar da hiç yumurta
yapmıyorlardı. Hemen gurk düşüp kuluçka yatıyorlardı.
   
     Legornlar çok zayıf ve çelimsizdiler ama güzel umurtluyorlardı.
   

     Brahmalar, hem dev cochin, hem cüce cochinler, fizanlar, habeşler, sultan ve daha neler neler... Kiminin yumurtası küçük,
kimi kilo yapar yumurtlamaz, kimi kavgacı birbirinin gözünü çıkarır. Kimi yumurtasını gizler bulamazsın.
    
     Hepsinin iyi özelliğini alacak bana hem dayanıklı hem de yumurtacı tavuk gerekiyordu. Bu nedenle bazı cins tavuk ve horazlardan aldığım yumurtalardan çıkan civcivleri yine istediğim cinslerle birleştirdim.Tam 4 yıldır uğraşıyorum. Dayanıklılık olarak istediğim sonucu yavaş yavaş alıyorum. İnşaalah 1-2 yıla kadar yumurtada da yüksek kalite olan tavuğu yetiştireceğim.


     Resimde gördüğünüz tavuğumda tam 7 cins tavuğun özellikleri var. Yalnız yumurta adedini tam istediğim sayıya ulaştıramadım.


      Sevgi ve saygılarımla.
 
       Fuat Gencal

15 Kasım 2009 Pazar

MUŞMULA


Fuat Gencal, 15. 11. 2009, Çavuşbaşı

BUGÜN DE MUŞMULA TOPLADIM


     Hava sabahleyin biraz puslu ve soğuktu. O nedenle bahçeye inemedim. Fakat öğleden sonra hava biraz açar gibi oldu. Ben de fırsat bu fırsat deyip bahçeye iniverdim.


     Muşmulanın tam zamanı gelmişti bayağı olgunlaştılar. 3 ağacım var. Ağaçlardan biri aşısız yani yabani ama inanın ben onun meyvesini daha çok seviyorum. Çok tatlı ve lezzetli.


     Topladığım meyveleri çocuklara yedireceğim. Biz de yiyeceğiz; çünkü muşmula çok faydalı. Muşmula böbreklere, bağırsaklara

iyi geliyormuş.
     Muşmulanın yapraklarını da ayrıca topluyorum. Biraz ayva ağacı yaprağı, birazda elma yaprağı içine biraz da cevizin arasındaki sert odunsu maddeyi koyup hepsini 5 dk kaynatıp çay gibi içiyoruz. Göğüs tıkanıklığına, öksürüğe iyi geliyor.
   Oğlum da bir iki fotoğraf çekti. Pek güzel çıkmadım ama olsun yinede sizlerle paylaşıyorum.
   Hepinize sağlıklı huzurlu günler diliyorum.


  

13 Kasım 2009 Cuma

BALKABAKLARIM


Fuat Gencal, 13. 11. 2009, Çavuşbaşı


BALKABAKLARIM

        Bugün oğlum evde. Kendisi biraz rahatsız olmasına rağmen fenbilgisi sınavına girmek için okula gitti. Sınavdan çıktıktan sonra da izin alarak hemen eve geldi. Bana fazla yardımcı olamadı; ama birkaç fotoğraf çekti. Fotoğraflar her şeyi anlatıyor ya, yine de birkaç paragraf yazayım.


        Hava da, maaşallah çok güzel. Bahçeye çıktım ve sezonun son kabaklarını topladım. Eee... son diyorum, sağolsun eşim bu sene kabaklarımızın çoğunu sattı. Öyle güzel olmuşlardı ki, bir tanesi 15-20 kg. gelen kabaklar vardı. Kalan kabaklar, eşimin satmadığı ufak tefek kalanlar... Kalan kabakları toplamak da bana nasip oldu. Sağolsun, oğlum da bana yardım etti de hepsini bir araya getirdim.


        Bu sene iki farklı cins balkabağı ekmiştim (balkabağı adına pek alışamadım bizimköyde hep kestanekabağı derler) Bir cinsini eski işyerimdeki arkadaşımın annesi Giresundan göndermişti. Beyaz kestane kabağı oldu ve çok da güzel büyüdüler. Eşim bunların çoğunu sattı, hatta tohumluk bile küçük bir tane bıraktı.

       Diğer cinsini ise bu sene ilk defa diktik. Onu da Sivastan bir arkadaşımın babası gönderdi. Bu cins çok fazla büyümemesine rağmen bal gibi tatlı çıktı. Tüm kabak tatlılarımızı bu cinsle yaptık gerçekten çok lezzetli oldu. Bu kabaktan tohumlukta ayırdık Allah ömür sağlık verirse seneye tekrar dikeceğiz.


       İki adet de dolmalık kabaktan tohumluk ayırdık. Bu cins kabağımız çok verimli. İnanın, iki kök kabaktan alınan ürün bir ailenin kabak ihtiyacın karşılar. Ama çok sulamak kaydı ile. Yeni fidelerin ilk ekildiğinde çok suya ihtiyacı olmaz. Bu dönemde bir iki sulama yeterli olur. Fakat büyüyüp kabak vermeye başladığında bol su ihtiyacı başlar. Kabakları toplayıp sulayın. Tüm arkadaşlarıma ayırdığım bu dolmalık tohumlarımdan veriyorum.


        Kabak yemek hem sünnettir, hem de şifa. Halk arasında "Pergamber aşı"olarak bilinir. Kabak yemeğine dereotu, sumak, defne yaprağı, maydanoz, sarmısak katmak, çorbasına sirke ilave etmek şifasını daha da artırır.


"Ey Aişe! çorba pişirdiğiniz zaman kabağını çok koyunuz! Zira kabak üzüntülü kimsenin gönlünü güçlendirir."
(Hadis-i Şerif)

SARDUNYALARIM


SARDUNYALARIM

        Sonbahara girerken ektiğim 7 adet sardunya çeliklerim tutmuş ve çiçek bile açmış.


        Bahçemdeki sardunyalarımı soğuktan korumam için ruzgaâr almayan bir bölüme almalıyım.

         Sardunyalar eğer bahçede yere ekildiyse, artık Kasım ayı geldi  soğuklar sardunyalarımıza zarar verebilir. Bu nedenle sardunyaları dikkatlice sökmemiz ve saksılara dikmemiz gerekir. Bu saksıları rüzgâr ve soğuk almayan bir yere koymalıyız.
       Sardunyalar sıcağı seven bitkilerdir. Kışın dışarıda donabilirler. Çok çiçek açmaları için bol güneş görmelidirler. Gerektiği zaman bolca sulamamız gerekir. Sık sulamak ya da toprağı kurumadan sulamak bitkiyi çürütür. Kışın suyu iyice azaltmalıyız.
        Saksılarımız İki yılda bir değiştirmek yeterlidir. Değiştirme işlemini ilkbaharda yapmalıyız. Sardunyalarımızı Şubat-Mart aylarında budamalıyız. Fazla uzun dallarının kısaltılması yeterli olur. Çiçek mevsimini uzatmak için geçmiş çiçekleri düzenli olarak ayıklamalıyız.

        Üretmek için yazın bitkiden 15 cm. boyunda çelikler kesilir. Bir gün dışarda bekletilip soldurulur. Önceden sulanmış saksılara ekilir. Tutuncaya kadar çok az sulanır.


        Sindirim sistemi rahatsızlıklarından farenjitte, ağız hastalıklarında, karındaki gaz şikayetlerinde, sindirim bozukluklarında, iştahsızlıklarda, şişmanlıkta, ishallerde, mide ülserinde etkilidir. İdrar yolları rahatsızlıklarından hafif ödemlerde idrar söktürmek için, idrar yollarındaki taşlarda kullanılır. Kadın hastalıklarından menopozda oluşmuş olan kanamalarda, vaginal akıntılarda, post menopozik sendrom adını verdiğimiz adet kesilmesine bağlı terlemelerde kullanılır. Psikolojik rahatsızlıklardan ruhsal sıkıntılarda, dikkat dağınıklığında ve nörolojik rahatsızlıklardan ağrılarda kullanılır.


       Sardunya aromatik yağı, gül tadında ve limon kokusunda bir yağdır. Sinir sistemi üzerinde sedativ etkili olup cilt için iyi bir toniktir. Atrofik cildin düzelmesinde etkilidir. Sardunya esansı yağı, ağız hastalıklarında, uyku bozukluklarında, halsizlikte enerji vermek için, gerilimde gevşeme sağlamak için kullanılmaktadır. Yanıklarda, yüzde oluşan çizgilerde, cildi temizleyici tonik olarak, alerjik ciltlerde kaşıntıyı gidermek için, ekzamalarda, dudak kenarında oluşan uçuk adını verdiğimiz herpes tedavisinde, ciltteki enfeksiyonlarda, ödemlerde, kuru ve olgun ciltlerde, atrofik ciltlerde ve ciltteki oluşan ülserlerde, ciltteki telenjiaktazi adı verilen damarlaşmaların giderilmesinde, aknede kullanılır.


       Kullanım Şekli


       Sardunya aromatik yağı masaj tarzında, banyoda, solunum yoluyla, kompresyon tarzında ve yanıklarda birkaç damla tarzında doğrudan lezyonun üzerine uygulanarak hızlı bir cevap alınır. Sıcak suya birkaç damla konularak vücut enerjik hale getirilir. Baş ağrılarında ve boyun ağrıları ile kas spazmlarında boyuna ve yüze masaj yapılarak iyileşme sağlanır.


      Sardunya yağı evlerde rahatlıkla hiç bir yan etkiye sebep olmadan kullanılabilir.
(gizlikapi.org/aromaterapi/ sitesinden alıntı yapılmış ve faydalanılmıştır.)

EBEGÖMECİ



       Bugün bahçemdeyim biraz ebegömeci toplamam lazım. Yılda en az üç kere yaptığım ebegümecinin şimdi tam zamanı.

      Her zaman toplayıp çorbasını, yemeğini, salatasını, menemenini, böreğini yaptığım ebegümeçler yine  büyümüş. Yemek yapmak için topladım. Daha önce de henüz filiz halinde iken toplayıp çorbasını, salatasını yaptığım ebegümeçlerinin bugün pirinçli yemeğini yapacağım.
        Ebegümecini kaynatıp suyunu balla tatlandırıp çocuklara çay gibi içiriyorum. İnanın öksürüklerini geçiriyor ve balgamlarını söküyor. Ateşlendiklerinde de aynı çayı içirdiğimde ateşleri düşüyor.
      Doğal olan herşey ailece hoşumuza gidiyor. Doğal beslenmeye de dikkat ediyoruz. Bu konuda en büyük yardımcımız bahçemiz. Bahçemizde şifalı olan herşeyden mümkün olduğunca faydalanıyoruz.
        Ümraniye'deki komşum bugün oturmaya geldiğinde ben ebegümeci topluyordum. Kendisine ebegümecinden yaptığım yemekleri ve şifalarını anlattım. O da bana kendilerinin de ebegümecini ilâç olarak kullandıklarını söyledi. Astımda, bronşitte, boğaz iltihabında ve anjinde hep kaynatıp suyunu içtiklerini söyledi. Hatta hatta iltihaplı yaraların kurutulmasında da kullandıklarını, kanser teşhisi konulan hastaların ebegümecini bol yediklerinde kanserli hücrelerin yayılmasının durduğunu anlattı.
      Anlıyacağınız ebegümeci tam bir şifa deposu.

OĞLUM VE BEN


KIZIM VE BEN


güvercinler


GÜVERCİNİM


Related Posts with Thumbnails